Ekonomide Paradigmatik Değişim Sempozyumu

Prof. Dr. Halis Yunus ERSÖZ

Çok değerli öğretim üyeleri, ekonomi dünyasının değerli temsilcileri, sevgili öğrenciler, maliye kulübünün çok değerli yönetici ve üyeleri, değerli konuklar sözlerime başlarken hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım. Öncelikle bu yıl 5. Gerçekleştirilecek olan ekonomide paradigmatik değişim sempozyumunun düzenlenmesinde emeği geçen kulüp yöneticilerini, danışman öğretim üyelerini tebrik eder, katkı sağlayan kurum ve kuruluşlarımız ile değerli fikirlerini bizlerle paylaşma imkanı veren çok kıymetli panalistlere kurumum ve şahsım adına şükranlarımı sunarım.

İki gün boyunca devam edecek olan tartışmaların karar alıcılar, politika belirleyiciler ve bu alanda çalışanlar için yol gösterici olmasını diliyor, sürdürülebilir ve sağlıklı bir büyüme politikasının saptanmasına katkı sağlamasını temenni ediyorum.

Değerli konuklar;

Bu sene sempozyumda öğrencilerimizin Türkiye bölgesel bir güç, bölgesel bir aktör olabilir mi sorusunu masaya yatırmış olmasının, ülkemizde son dönemde hakim olan ekonomik ve siyasi istikrarın ne denli önemli zihinsel dönüşüme yol açtığının ve toplumsal dinamizmi hayata geçirdiğinin göstergesidir diye düşünüyorum. Bizim öğrencilerimizin bu tartışmaya kendilerini hazır hissetmelerinden ise ayrıca gurur duyduğumu ifade etmeliyim. Bu bize kendine daha fazla güvenen, yeteneklerinin ve köklü geçmiş mirası ile potansiyelinin farkında olan bir neslin yetiştiğini göstermekte ve 2023 yılında 100. yılını kutlayacağımız genç cumhuriyetimiz erişeceği yüksek seviye için ümit vermektedir.

Gerçekten de ülkelerin kalkınma ve gelişmesinde, sağlıklı ve sürdürülebilir bir büyüme performansına sahip olunmasında belirleyici olan unsurların başında eğitimli ve nitelikli işgücü ve nüfusun varlığı gelmektedir. Günümüzde küreselleşme olgusu rekabeti ülkeler düzeyinden sektörler ve işletmeler düzeyine indirmiş, işletmelerin beşeri sermaye, nitelikli işgücü dışındaki diğer üretim faktörleri üzerinden rekabet avantajı yaratması imkanları sınırlanmıştır.

Nitekim, OECD’nin büyümenin kaynakları üzerine yaptığı araştırmalar, son yıllarda gerçekleşen büyük verimlilik artışlarının önemli ölçüde okullaşmada ve bireylerin yetkinlik düzeylerindeki artıştan ve teknolojik gelişmelerden meydana geldiğini göstermektedir.  Buna göre, eğitim düzeyi yüksek nitelikli işgücü ülkelerin rekabet gücü ve dolayısıyla büyüme kapasitesi üzerinde belirleyicidir denilebilir.

Ülkemizde bildiğiniz gibi okullaşma oranlarında ilkokul ve ortaokul düzeyinde %100’e ulaşılmıştır. 12 yıllık zorunlu öğretimle birlikte % 68 olan ortaöğretimde okullaşma oranı yine % 100’e çıkacaktır. Ancak, hala işgücü ve istihdamın %60’ı lise altı eğitimlidir. Nüfusumuzun sadece % 28’i ortaöğretim mezunu iken bu oran AB ülkelerinde bu oran % 90’ın üzerindedir. Üniversitelerimizin sayısı artmakla birlikte nüfusun yine sadece % 5’i yüksek öğretim mezunudur. Son yıllarda yükseköğrenim düzeyinde okullaşma oranı % 40’a ulaşmakla birlikte ABD, Japonya, Kore’de tüm ortaöğretim mezunlarının yüksek öğrenime devam etmeleri hedeflenmektedir.

Büyümenin diğer unsuru olan işgücünün beceri düzeyindeki gelişme ise işletmelerimizin ve işveren meslek kuruluşlarının çalışanlarının mesleki gelişiminin önem vermeleri, MEB, İŞKUR, Belediyeler ve  STK ve meslek kuruluşlarının meslek edindirme ve değiştirme ile meslekte yenileme eğitimleri ile belli bir gelişme göstermiştir.

Üçüncü unsur teknolojik gelişme ise ar-ge ye, ürün geliştirmeye, patent alınmaya ayrılan kaynak ve imkanların artırılmasıyla sağlanabilecektir. Ar-ge ye ayrılan kaynak son yıllarda artarak binde üçten binde dokuza yükselmiştir. TUBİTAK yeniden yapılandırılmış, ilk yerli uydu, insansız hava uçağı ve fırkateyn yapılmıştır. Fatih Projesinde yerli üretimin teşvik edilmesi, çocuklarımız tabletlerinde ülkemize ait yazılım sistemi olan Pardus’un kullanılması önemli gelişmeler olarak sayılabilir. Kuşkusuz, bir ülkede teknolojik gelişme ise ancak o ülkedeki eğitim düzeyinin yükseltilmesi ve girişimci ve yenilikçi bir nüfusun varlığı ile mümkün olabilecektir.

Ülkemizde bütün bu alanlarda arzu edilen hız ve nitelikte olmasa dahi önemli gelişmeler yaşanmış, yaşanmaktadır. Bütün bu gelişmeler aslında 2008 ekonomik krizi öncesi ve sonrasında yaşanan büyümenin asıl dinamikleri olarak nitelendirilebilir.

Değerli konuklar;

2008 ekonomik krizi öncesi ve sonrasında ülkemizdeki ekonomik büyüme siyasal ve ekonomik istikrar ve güven ortamının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bunda bütçe disiplininden ayrılmama, kamu borç yönetimi, 2001 krizinden çıkarılan dersler, güçlü bankacılık sisteminin kurulması, sağlık ve sosyal güvenlik reformları, yatırım ortamının iyileştirilmesi, yatırım ve istihdam teşvik paketleri, yönetim ve karar almada bilgi ve iletişim teknolojilerin kullanımın yaygınlaşması ile Türkiye’nin değişime açık ve uyum kabiliyeti yüksek genç ve dinamik nüfusu ve bu kitlenin gelişme ve başarma arzusunun, müteşebbis ruhunun etkili olduğu anlaşılmaktadır. Bugün AB ülkeleri ve dünyanın büyük bölümünde devam eden krizin nedenlerine bakıldığında ülkemizdeki büyümenin dinamikleri daha iyi anlaşılabilecektir. Avrupa’nın temel sorunu nüfusun hızla yaşlanması ve buna bağlı sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin artan yükü ile verimliğe bağlı azalan rekabet gücünün ekonomide dinamizmi kalıcı kılamamasıdır. Bunun yanı sıra kurumsal ve yapısal sorunlar olarak; ortak maliye politikası çerçevesi olmayan parasal birlik, kırılgan bankacılık sistemi, üye ülkelerin ilave yükleri sayılabilir.

 Türkiye’nin ekonomik durumu 27 Avrupa ülkesinin 14’ünden daha iyidir. Türkiye kredi notu artan tek ülkedir. 2012-2017 döneminde OECD ülkelerinde ortalama büyüme beklentisi % 2,4 iken, bu oran ülkemiz için ortalama % 5,2’dir.

Değerli konuklar;

Arap baharı sonrasında Ortadoğu’da başlayan yeniden yapılanma ve demokrasiye geçiş sürecinin ülkemiz açısından bir fırsat yarattığı ortadadır. Nitekim, Avrupa ülkelerinin ihracatımızdaki payı % 49’dan % 36’ya gerilerken Afrika ve Ortadoğu’nun payının % 36’ya yükselmiş olması bu tezi kuvvetlendirmektedir.

Ekonomik ve siyasi boyutu dışında insani açıdan bakıldığında bin yıllık ortak tarihi, kültürü ve değerleri paylaştığımız bu ülkelerde halkın tercihlerine dayalı demokratik yönetimlerin oluşmasının o ülkelerin vatandaşlarının en temel hakkı olduğu açıktır. Temennimiz kaçınılmaz olan değişim süreçlerinin bir an evvel gerçekleşmesidir.

Bu değişim sürecinde Türkiye’nin büyük devlet olma sorumluluğu ile bölgenin barış ve istikrarına hizmet edecek bir noktada kendini konumlandırmakta olduğu ve tarihi boyunca olduğu gibi bu ülkelerle ilişkilerini hegemonik bir perspektif üzerine değil, komşuluk hukuku ve komşusunun refah ve huzurunu koruma zemini üzerine bina etmekte olduğu görülmektedir.

Değerli konuklar;

Tüm dünyada ekonomiden yönetsel ve siyasal yapılara kadar yaşanan değişim sürecinin gerektirdiği koşullara uyum sağlayabilmek  için kamu kesiminin özel sektörün, meslek odaları ve sivil toplum kuruluşlarının, insan yetiştiren eğitim kurumlarının kendilerini dönüştürmesi gerekmektedir. Nitelikli insan kaynağının oluşturulması birincil öncelik haline gelmelidir.

Bu nedenle, insan yetiştiren kurumlara, bilim üreten kurumlara ve teknoloji üreten kurumlara gerek fiziki altyapı ve imkanlar ve gerekse bu alanlarda görev yapan insan kaynağı bakımından gereken önem ve değerin verilmesi gerekmektedir. Bunun aksi daha fazla güvenlik görevlisi istihdam edilmesi, daha büyük adliye sarayları yapılması, daha fazla sağlık harcaması ve daha işsiz ve daha da önemlisi mutsuz bir nüfusa sahip olmak demektir.

Bu nedenle çocuklarımızın tamamını ülkemizin ihtiyaçlarını gözeterek küresel rekabet koşullarının gerektirdiği ve hatta onlara rekabet avantajı sağlayacak, girişimcilik ve yenilikçilik başta olmak üzere, temel bilgi, beceri ve yetkinliklerle donatmamız gerekmektedir.

Zaten Türkiye’nin 2023 hedeflerini gerçekleştirerek dünyanın en büyük on ekonomisi arasına girebilmesi ve uluslararası alanda istikrarı temsil eden etkili bir devlet olabilmesi için girişimci vizyona sahip yenilikçi ve üretken bir nesle ve topluma daha büyük ihtiyaç olacağı açıktır.

Bu duygularla sempozyumun başarılı çıktılar üretmesini, yol gösterici olmasını diler, Maliye kulübümüzü tekrar tebrik eder ve hepinizi saygı ve sevgiyle selamlarım.